-Kendini nasıl basketbolun içinde buldun?
İlayda Güner: İlkokul üçüncü sınıftaydım, İstanbul Bahçelievler?de bir okula gidiyordum. Aklımda spor yapmak gibi bir fikir yoktu. Ali Doğan Korkmaz bir gün takım kurmak için okulumuza geldi ve aramızdan oyuncular seçmeye başladı. Benim boyum o zaman da çok uzundu, sınıfta en arka sırada oturmama rağmen hemen dikkatini çekmiştim onun; ilk seçilen bendim. Basketbola sekiz sene önce bu şekilde büyük bir hevesle başladım, onu hayatımın merkezine aldım ve İstanbul Üniversitesi altyapısında yetişip A Takıma dâhil oldum.

-Ailenin yaklaşımı nasıl oldu basketbolu hayatının merkezine almana?
İlayda Güner: Annem ilk başlarda spor yapmamı pek istemiyordu. 1999 depreminde ben annemin karnındaymışım. Depremi yoğun olarak hissettiğinden bana bir şey olacak diye çok korkmuş o zaman. Fiziksel olarak zarar görme ihtimalim olduğundan spor yapmama pek sıcak bakmadı. Öbür yandan içime kapanık bir çocuk olmamdan ötürü sosyalleşmem için de basketbolun olumlu bir etkisi olacağını da hesaba katmış. Gerçi zamanla derslerim etkilenmesin diye düşünerek pek de ısınamadı basketbola. Hep korumacı bir tavrı olduğundan belki temkinli yaklaştı basketbol oynamama. Şimdi beni sonsuz destekliyor tabii ki.

?Annemin Korumacı Tavrı Beni Mutlu Ediyor?

-Çok gençsin, annenin sana hala koruma içgüdüsü ile yaklaşması çok normal. Hatta hayatın boyunca bu normal olacak çünkü çocuklar annelerin gözünde hiç büyümüyor?
İlayda Güner: Kesinlikle katılıyorum. Zaten bu bana güven veren, arkamda ailem olduğunu hissettiren bir durum; halimden memnunum. Hatta hala zaman zaman antrenmanlara anneannemle gelirim ve bundan mutluluk duyarım. Kendisi basketbolu çok sever ve benimle şehir dışındaki maçlara bile gelmeye çalışır. Hayatta en büyük pişmanlığının genç yaşta basketbol oynamamış olmak olduğunu söyler anneannem. Bir gün salonda benim maçımla beraber art arda dört tane maç vardı, anneannem hepsini izlemek için öğlen on ikiden akşam sekize kadar salonda kaldı, ben eve gitmiştim. Öyle bir basketbol aşkı var. Annem o kadar düşkün değildir maçlara gelmeye, o daha çok benim ders çalışmamı izlemeyi seviyor.

-Eğitimine de devam etmek istediğini biliyorum. Nasıl gidiyor okul hayatı?
İlayda Güner: Evet, eğitimimi tamamlamak istiyorum. Lise son sınıftayım, Üniversite sınavına hazırlanıyorum. Ya İstanbul Üniversitesi ya da Marmara Üniversitesi BESYO okumak fikri var aklımda. Tabii umduğumdan daha yüksek puanlar alırsam bu durum değişebilir?

-Üniversite sınavına hazırlanmak ciddi mesai ister, test çözmek için hangi vakitleri kullanıyorsun?
İlayda Güner: Okula tam zamanlı gidemiyorum, antrenmanlar dolayısı ile derslerimi kaçırdığım çok oluyor. Test kitaplarını evde çözüyorum, yapamadıklarımı okulda hocalarıma soruyorum. İnsan isteyince vakit buluyor, önemli olan istemek.

?İdolüm, Nevriye Yılmaz?

-Basketbola dönecek olursak, hala kendini yetiştirme aşamasında olduğun bu sporda kendine kimi ya da kimleri örnek aldığını sormak isterim?
İlayda Güner: Bu soruya tek bir cevabım var, o da Nevriye Yılmaz. Her şeyiyle örnek aldığım, onun gibi olmak istiyorum dediğim basketbolcu, idolüm Nevriye Yılmaz?dır.

-Sen kendine dışarıdan baksan, sahadaki İlayda?yı nasıl eleştirirsin?
İlayda Güner: Ben İlayda?ya dışarıdan bir eleştiri getirecek olsam ona hala bir sürü eksiği olduğunu söylerim. Farkındayım eksiklerimin, zaten bir hayli çalışıyorum kendimi geliştirmek, güçlenmek için. Öbür yandan sıkıntı yaşadığım noktaları sahada takım arkadaşlarıma ya da rakip oyunculara hissettirmemeye çabalıyorum. En azından elimden geleni yaptığımı söyleyebilirim.

?İki Sene İçinde İstediğim Performansı Sergilemeye Yaklaşabilirim?
-Boyunun 1,90 olması sahip olduğun doğal bir fiziksel avantaj. Bunu kullanabilmeye başladığını hissedebiliyor musun?
İlayda Güner: Yarı yarıya diyebilirim. Henüz tam başlayamadım fiziksel avantajımı sahaya yansıtmaya. Tecrübeli oyuncular nerede ne yapmaları gerektiğini, ne yöne hareket edip nerede durmaları gerektiğini iyi biliyorlar ve çok kuvvetliler. Ben iki, iki buçuk sene içinde performans anlamında istediğim noktaya yaklaşabileceğimi düşünüyorum.

-Geride kalan sezon maçlarda aldığın süreleri nasıl yorumlarsın?
İlayda Güner: Hocamın bana verdiği süreleri iyi değerlendirdiğimi düşünüyorum ama zaman zaman fazla heyecan yaptığımın da farkındayım. Sahada strese girdiğim için iyi yapabileceğim işleri yapamadığım oldu, bunu itiraf edebilirim. Umuyorum ki bu sene aynı şeyi yaşamayacağım.

-Başantrenörünüz Fırat Okul sana nasıl bir tutum içinde yaklaşıyor öyle durumlarda?
İlayda Güner: Kendisi bana her zaman inanıyor, cesaret veriyor. Daha yaşımın küçük olduğunu, bu heyecanı üzerimden atacağımı söylüyor. Bende ışık gördüğünü ve başarılı olacağıma inandığını biliyorum. Onunla çalışmak benim için büyük şans... Geçen sene benim yaşımda hiçbir genç oyuncu sahaya girmezken Fırat Hoca bana güvendi ve forma şansı verdi. Üstelik farklı skorlarla kopan maçların son dakikalarından bahsetmiyorum. Beni hep ikinci, üçüncü periyotlarda sahaya soktu.

-Hem lig maçlarında hem de Eurocup maçlarında forma giydin geçen sene. Bu iki kulvar arasında nasıl farklar yansıdı sana?
İlayda Güner: Açıkçası Eurocup?ta yabancı oyunculara karşı oynarken zorlandım. Özellikle Amerikalıların üstün atletik özellikleri var ve onlara yetişmek çok zor oluyor. Bu sebepten Avrupa arenasında daha sıkıntılı bir durum olduğunu söyleyebilirim kendimi rahat hissetmem açısından.

?Milli Takım Forması Taşımak Tarifsiz Bir Gurur Veriyor?
-Son olarak biraz Altyapı Milli Takımlar seviyesinde kendine yıllardır yer buluyor olmandan bahsetmek isterim. Sana neler hissettiriyor Ay Yıldızlı formayı taşımak? İlayda Güner: Tarifsiz bir gurur hissettiriyor. Üstelik ailemin de bu gururu yaşadığını bilmek mutluluğumu iki katına çıkarıyor. Milli Takımlarda çoğunlukla kendimden bir yaş büyükler ile aynı takımda oldum. İlk defa 13 yaşında Ay Yıldızlı formayı giydim. İstanbul Üniversitesi altyapısındayken bir baktım adım Yıldız Milli Takım listesinde. Hiç haberim yoktu, inanılmaz bir sevinç yaşadım. Neticede kendi yaş grubunda ülkenin en iyi basketbolcuları arasında yer alıyorsun demek bu? Tabii o formanın sorumluluğu da çok büyük, bunun farkında olduğumu da eklemek isterim.

Röportaj: Şansın Tokyay
Fotoğraf: Fehmi Özgüler