Site En Üstü 728x90 - 970x90 (TBF)

29-08-2016 EMRE DAĞDELEN

Basketbola anlam yüklemek kolayda, o anlamları yaşayarak tecrübe etmek ve bunun farkında olmak ayrı bir duygu yoğunluğunu yanında getirir ve bunu anlayan için bu büyük bir hediyedir.

Bazen insanlar geçmişlerini unuturlar, belki de bazen değil de sık sık diyelim. O zaman basketbol sadece ekonomiye dönüşür ve o ekonomiyi kazanmak için şekilden şekilde dönenlerin çarkında rutin bir dişli oluverirsin.

Oysa ilk parkeye adım attığındaki "endişe", "heyecan", "korku" içinde ki kendini hatırlamak lazım değil mi? O zamanda para kazanmak için mi parkeye adım atmıştın? O zamanlar başarı senin için onlarca yaşıtın arasında başını yukarı kaldırdığında gökyüzü kadar yüksek gelen çembere topu sokmak değil miydi? "Bende attım" noktasından geldiğin "takım arkadaşım sayı atsında morali düzelsin" düşüncesine gelebilmek için hangi yollardan geçtiğini unuttun mu?

Antrenörün sol turnike öğretirken, sayı olsun diye atışları "sağ el ya da çift el ile ama sol el ile atma" noktasından sol elin ile başarılı turnikelerde başarıyı tanımlarken, ne oldu da başarı tanımı bu kadar değişti.

Başarı takım arkadaşın ile ortak hayal kurarken, birden bire herkes kendi hayalinin bencilliğinde başkalarının hayalleri hiçe sayar oldu. Oysa takım oyununda bencil hayaller genç takım son senesinde arkadaşlarının maçlarını izlemeye gittiğinde sona erer. Ortak hayaller ise kazan kazan durumunu oluşturur yani ya aynı takımda ya da rakip takımda fark etmez, günün sonunda sahada olursunuz.

Ama "haydi beyler takım olalım" ile bu duygu durumu olmuyor. Çok para vermekle, hiç para vermemekle, insanlara mavi boncuk dağıtarak, maça 30 dakika kalmışken takım olalım olmuyor. Bunlara inanalı kaç zaman oldu.

Kendi pozisyonunda ki arkadaşını iyi bir şey yaptığında "alkışlamayalı" kaç zaman oldu? Oysa küçükken öyle miydin? Yarışmalarda "o da atsında kazanalım" diye ellerin çatlarcasına alkışlarken, sesin kısılana kadar bağırırken, yarışmacı ya da profesyonel olunca mı bundan vazgeçtin? Peki eline ne geçti, bunları yapmayınca sence sen "iyi bir oyuncu mu oldun?" Saygı her zaman performans ile kazanılmaz, çok iyi oynayıp yapayalnız kalanları görmedik mi? İnsanlar kıskançlık yüzünden mi onları yalnız bırakıyor sanıyorsun? "Karakterin ve duruşun" sana duyulan saygıyı belirler. "Bana ne?" diyebilirsin. Bu da olabilir. Yerden her zaman tek başına kalmanın, sen geldiğinde insanların susmasının, seninle sularının bile paylaşılmamasının, sahada yalnız kaldığını fark etmenin  "normal" olması gibi.

Başarı sadece performans ve oyuncu olmak mı? Herşeye rağmen. Ya da antrenör ya da yönetici. Senin ilk başarı hikayen nedir diye sorsam ve bunu gerçekten kendin için yazsan A takımda 30 sayı mı derdin? Kimse altyapı yıllarının güzelliğini unutamaz, paylaşılanlarıda. Yıllar, yöneticileri, antrenörleri, oyuncuları ve aileleri değiştirdi bu gerçek.

Minik takımlarda başlayan "oyuncu olma" hayalinin neleri ezip geçtiğini görmek ve A takımlara bu noktadan hareket ederek varılamayacağını anlamak için daha kaç çocuğun başarı odağını "sadece" performansa ve birey olarak bencilce öne çıkmak olarak devam ettirilecek?

Arkadaşı antrenöründen fırça yerden yanda gülümseyen bir sporcu bunu 18 yaşında A takım idmanında yaparsa neler ile karşılaşabileceğini biliyor mu?

Sence başarı nedir?

Her şeye rağmen olsun mu?

Kendisine rağmen mi?




EMRE DAĞDELEN Diğer Yazıları
Detay Sağ 1 - 300x250 (google)
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Detay Sağ 2 erboy  - 300x250