Final Four'un İzmir'e alınmasıyla birlikte, Pınar Karşıyaka için tarihi süreç başladı. Lobi oluşturmakta bu güne kadar fazla becerisi bulunmayan İzmir, Pınar Karşıyaka için yekvücut olunca "Eurochallenge final four"  İzmir'e kazandırıldı.
Basketbolda böylesine önemli bir sınava hazırlanmaya başlayan Karşıyaka, "ekonomik kriz" içinde kıvrandığı, futbol ile voleybolun "acıların takımı"na dönüştüğü bir anda, basketbolda peş peşe gelen başarılarla teselli bulmaktan öte, moral buldu, gündem yarattı.
Pınar Karşıyaka'da bu başarı, son zamanlarda sporu siyasetin içine çekmeye ve en derinliğine gömmeye, onunla da prim elde etmeye çalışan bir grubu herhalde siz de fark ettiniz.
Kim ne derse desin, ne söylerse söylesin.  Ulusal medya istediği kadar başka hesapların peşine düşüp de çığırtganlık yapsın...  Başarı; öncelikle Pınar Karşıyaka'ya aittir.  Sonra da; sponsor, yönetici ve Pınar ile Karşıyaka markalarının birleşmesinden doğan gücün yanı sıra, FİBA Başkanlığını hedefleyen TBF Başkanı Turgay Demirel'e aittir.
Gerisi için ne denilir bilir misiniz? "Davul zurna hoş, gerisi boş..."
Elbette emeği geçenlerden de saygı ile söz etmek gerekir.
Milliyet Ege'nin açtığı kampanya, destekleyen bakan, başkan, BAD, İZVAK ve ilk maddi desteği veren Folkart, ardından sponsor Pınar... Bunlara da şükran duyulmalıdır. Hepsine "İzmir ve Türk basketbolu" büyük bir teşekkür borçludur.
Herşey bir yana, gerçekler kesinlikle hasıraltı edilmemeli. Edilemez... Pınar Karşıyaka'nın sportif başarının sonucunda gelen "final four İzmir"in arkasındaki gizli kahramanlıkları bir yana "gerçek kahraman" tek kelimeyle, coach Ufuk Sarıca ve ekibidir.
Sahada alınlarından akıttıkları terin karşılığını analarının ak sütü gibi helal olarak alan Kaf Kaf'ın savaşçılarını, Karşıyakalı unutmamaktadır. İnkar da etmez. Bu kent, "günlük yaşayan" siyasetçilere "pasta" yedirmez! Bu böyle biline!
Pınar Karşıyaka başkanlığını "yönetici dediğin böyle olur" misali yapmaya çalışan, büyük işlere imza atmaktan başka düşüncesi olmayıp, zaman zaman da hoş görülecek hatalar yapan, belki de ağabey, arkadaş, kardeş kalbi kıran Mutlu Altuğ'dan söz etmek de lazım.
İnanıyorum ve eminin ki; Mutlu'dan yeşil kırmızı basketbol formasıyla parkeleri arşınladığı günlerde kalbine nakış gibi işlenen "Kaf Sin Kaf sevgisi"ni, hiçbir güç de silip atamaz!
Yanılmıyorum değil mi?
"Karşıyaka Sevdası" böyle olsa gerek.
Karşıyakalı dostlar, dostluklar yanılmadığımı her fırsatta haykırıyorlar.
Elbette, sevda Karşıyaka'da da böyle, karşı yakasında da... Batıda, doğuda... Kuzeyde, güneyde. "Kulüp aşkı", hiçbir aşka benzemiyor. Ne derler; "Atsan atılmaz, satsan satılmaz!"
Satanlar da yok değil mi?
Tarih bunları da mutlaka yazacak...