Bir şehrin geleceğini sadece yolları, binaları ve ekonomisi değil, yetiştirdiği çocuklar belirler.
Antalya denildiğinde aklımıza turizm, deniz ve güneş geliyor. Oysa Antalya aynı zamanda çocukların sporla büyüyebileceği büyük bir potansiyele sahip bir şehir. Peki bu potansiyeli yeterince değerlendirebiliyor muyuz?
Bence artık her çocuğun hayatında en az bir spor dalı olmalı.
Çünkü spor sadece kazanmak, madalya almak ya da profesyonel sporcu olmak değildir. Spor; disiplin öğrenmektir. Takım arkadaşına güvenmektir. Kaybettiğinde yeniden ayağa kalkmaktır. Sorumluluk almaktır. Özgüven kazanmaktır.
Bir çocuk basketbol sahasında takım olmayı, cimnastikte sabretmeyi, yüzmede mücadele etmeyi, atletizmde kendi sınırlarını aşmayı öğrenir. Bu kazanımlar yalnızca spor salonunda kalmaz; okul hayatına, aile ilişkilerine ve gelecekteki yaşamına da yansır.
Antalya'da çocuklarımızın spora ulaşabilmesi için daha fazla tesis, daha fazla spor okulu ve daha fazla nitelikli antrenöre ihtiyaç var. Özellikle mahallelerde ve ilçelerde çocukların kolayca ulaşabileceği spor alanları artırılmalı.
Burada ailelere de büyük görev düşüyor.
Çocuklarımızın hangi mesleği seçeceğine karar vermeden önce, onların hangi sporu sevdiğini keşfetmelerine izin vermeliyiz. Her çocuğu futbolcu veya basketbolcu yapmak zorunda değiliz. Önemli olan çocuğun hareket etmesi, arkadaşlık kurması ve sporun değerlerini öğrenmesi.
Unutmamalıyız:
Her çocuk şampiyon olmayabilir. Ama her çocuk spor yapabilir.
Antalya gerçekten bir spor şehri olmak istiyorsa bunu profesyonel takımlardan önce çocuklardan başlatmalıdır. Bugün spor salonlarına götürdüğümüz bir çocuk, yarının başarılı sporcusu olmayabilir. Ama büyük ihtimalle daha disiplinli, daha özgüvenli ve mücadele etmeyi bilen bir birey olacaktır.
İşte asıl şampiyonluk da budur.
Çocuklarımızın geleceğine yatırım yapmak istiyorsak, onlara sadece kitap ve bilgisayar değil; top, forma, saha ve spor sevgisi de vermeliyiz.
Çünkü spor yapan çocuk, sadece bedenini değil, hayatını da güçlendirir.